LİDERLERİN PSİKOLOJİSİ

“Liderlik sanatı kitlelerin dikkatini tek bir düşmana odaklamaya ve hiçbir şeyin bu dikkati dağıtmamasını sağlamaya bağlıdır.” Adolf Hitler

Bir liderin verdiği kararlarla ne kadar büyük bir kitlenin kaderini etkilediğini gerek tarihten gerekse medyadan görüyoruz. Halk, özellikle de adil yargı olmayan ülkelerde, liderin etkisine son derece açık. Özellikle de kriz dönemlerinde (doğal afetler, savaşlar, toplumsal, ekonomik krizler gibi) zaman her şey ve “lider” inisiyatifi eline almak zorunda. İnisiyatifin alındığı bu noktada liderin durumu final maçında 90. dakikada penaltı çekmeye hazırlanan oyuncunun durumundan farksız. O top kaleye de gidebilir, dışarı da… Peki, liderler böyle önemli kararları nasıl veriyor?

Liderler Nasıl Karar Veriyor?

“Akılcı aktör modeli” ne göre politik kararlar kanıta dayalı, duygusallıktan uzak, akla dayalı olarak alınıyor. Yani, bir lider karar verirken farklı yerlerden gelen birçok veriyi inceliyor, bunun yanı sıra danışman grubu, muhalefet, dış aktörler, toplumun isteklerini de harmanlayarak kendi süzgecinden geçiriyor. Ancak bu model liderin “kendi süzgecinin” yapısını pek irdelemiyor.

Kendinizi düşünün, aslında mantıklı olan farklı bir seçenek olduğu halde diğerini seçtiğiniz, duygularınıza göre hareket ettiğiniz hiç olmadı mı? Liderlerin de her zaman(özellikle ruhsal yapısı sağlıklı olmayanlar) kararlarını verirken tamamen akılcı ve rasyonel hareket etmesi mümkün değil. Oysa bizler hep aksi yönde düşünmeye meyilliyiz. Bazı zamanlar liderimizin aldığı kararları tasvip etmesek bile, içten içe bizim bilmediğimiz bir dayanağı olduğunu varsayarız. Eğer liderin iç dünyası sakin, ruhsal yapısı sağlıklı ise akılcı aktör modeli çoğu zaman gerçekçi sayılabilir. Ancak içsel çatışmalarını çözememiş liderlerin kararları büyük ölçüde kişiselleşir. Bu da milyarlarca insanın tek bir kişinin kişisel çatışmalarını dizginleyememesinden etkilenmesi demek olur.

Hitler’i düşünün, halkın iradesi ile iktidara geldi ve kendi ulusu dâhil milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu. Asıl ilginç olan Hitler gibi bir liderin yıkıcı emirler vermesi değil, askerlerin bunu sorgulamadan uygulaması… Bir Nazi askeri, asker arkadaşına saygıda kusur etmezken, bir Yahudi’yi sabun haline getirebildi. Burada incelenmesi gereken iki nokta var: Hitler neden böyle kararlar aldı? Alman askeri ve halkı bütün bunlara nasıl göz yumdu?

İkinci sorunun cevabı nispeten daha net: İnsanlar, kendi ahlaki değerleriyle çelişse bile otoritenin yönlendirdiği şekilde davranmaya eğilimliler (Milgram, 1978). Emri veren otorite olduğu emre uyan sadece itaat etmiş oluyor ve suçtan kendince arınıyor. Emre itaat eden kişi sayısı arttıkça, sorumluluk duygusu daha çok bölündüğü için vicdanen daha rahat hissediyor.

 

Narsisist Liderler ve Toplumla İlişkileri

Psikanalistler Hitler’in narsisistik kişilik yapısına sahip olduğu konusunda büyük ölçüde hemfikirler. Bunu bir spektrum olarak düşünürsek, bütün narsisist kişiler Hitler gibi aşırı uç olmak zorunda değil elbette, olgun seviyeye yakın olanların daha olumlu davranış örüntüleri de olabilir.

Narsisist yapıda bir lider görkemli, karizmatik ve büyüleyici görünür. Genelde başarılı olur ve kendine güvenir. Böyle birisi yönetici, sanatçı, işadamı olabilir ve mesleğinde yükselebilir. Fakat ne yazık ki bu sadece buzdağının görünen kısmıdır; bütün bu başarının, gösterişin temelinde son derece kırılgan bir yapı vardır. Derinlerde bir yerlerde gizlenmiş olan değersizlik, aşağılanmışlık ve utanç duygularını perdelemek içindir bütün bu ihtişam (Kernberg, 1975).

Narsisistik bireyler kendi değersizlik duygularını açığa çıkartmamak için, diğerlerini değersizleştirirler ve bunun için suçluluk duymazlar. Narsisist bir lider yandaşlarını kendi mükemmelliğinin bir uzantısı olarak görme eğilimde için onlara büyük bir değer verecektir. Bu sebeplerden narsisist bir lider kendi yandaşlarına karizmatik ve koruyucu görünür. Örneğin, Hitler zamanında Aryan ırkı değerli iken, Yahudiler, Çingeneler ve Eşcinseller insanlıktan çıkartılmıştı.

Liderin hitap ettiği bireylerin kimlik gelişimleri yeterli değilse, liderlerine yatırım yaparlar. Yani lider ile kaynaşarak kendilerini iyi ve değerli hissederler. Lider iyi olursa kendileri de iyi olacaktır. Dolayısıyla kimlik dağınıklığı yaşamamak için lidere gelecek herhangi bir eleştiriyi hazmedemezler. Liderin kendileri üzerinde hipnotik bir etkisi vardır. Lidere muhalif kesim ise lider tarafından değersizleştirildiği için umursanmazlık ve öfke hisseder. Bu da farklı kesimler arasına ayrılık tohumları eker.

Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yıllardır kardeşçe yaşayan Sırplar ve Boşnaklar birbirlerini “düşman” ilan etti ve insanlıktan çıkarttı. Miloseviç 1987 yılında Kosova’da yaptığı bir konuşmada Sırplar üzerinde hipnotik bir etki yarattı ve onlara 300 yıl önceki Kosova Savaşı’nı hatırlatarak geçmiş travmalarını tetikledi (Volkan, 2007). Sadece bir kişinin kritik bir zamanda ve mekânda yaptığı bir konuşmadan bahsediyoruz.

Bir yandan bazıları tarafından herkesten üstün tutulan, neredeyse tanrı ilan edilen lider, diğerleri tarafından da aşağılanır, eleştirilir. Lider olan kişinin bütün bu aşırı uç duygularla başa çıkabilmesi, sabit ve sakin kalabilmesi gerekir. Dış etkilere çok açık bir lider, kendisini yücelten kişileri görmek ister, eleştirildiği anda derinlerinde var olan değersizlik hisleri alevlendiği için kendisini eleştirilere kapatır. Dolayısıyla böyle bir lider kendine, kendisini özel ve değerli hissettiren bir danışman kadro edinir.

Hitlerin Propoganda Bakanı Göbbels, söze her zaman “Führer’in dediği gibi…” diyerek başlarken, Mareşal Goring “Ben vicdansızım, benim vicdanım Hitler.” diyordu.

Paranoid Liderler ve Toplumla İlişkileri

Genellikle çocukluklarında aşırı eleştirilen, küçük düşürülen bireylerde paranoid özellikler görülür. Paranoid bir liderin çevresine karşı aşırı bir güvensizliği vardır ve şüphecidir. Böyle bir lider kibirli, mesafeli ve soğuk görünür. Bu görünümünün altında yoğun suçluluk duyguları yatar. Suçluluk duygularından ancak diğerlerini suçlayarak kurtulabilir. “Kötü” olan diğeridir, kendisi değil. Böylece kimse ondan şüphelenmeyecektir. Azimli ve çalışkan olduğu için birçok alanda başarılı olur. Ahlaki değerlere önem verir; dini ve/veya ideolojik fanatizme meyli vardır (Akhtar, 1990).

Paranoid yapıda bir lider kendisine herhangi bir “düşman” bulur. Bu düşman bir ulus, kültürel, etnik, dini bir grup veya buna benzer bir yapılanma olabilir. Sonra bu düşmana karşı nefret ve korku duygularını bir arada yaşar. Bu durum lideri asıl hedefinden saptırabilir ve lideri olduğu grubu kişisel hırsları ile yönlendirebilir.

Rus diktatör Stalin paranoid yapının özelliklerini gösteren bir liderdi. En yakın partililerine bile tam güvenmezdi. Her zaman kendisine bir “düşman” arardı ve ölüm listeleri hazırlardı. Çoğu zaman bu düşmanlık gerçekliğe dayanmazdı (Volkan, 2009).

Paranoid bir lider yönetimindeki herkesi ayrı ayrı kontrol eder ve onlarla ilgili komplo teorileri geliştirir. Paranoid liderin yönetimindeki bir toplum hep bıçak sırtında yaşar. Bu paranoyalar ve şiddet toplumun alt kesimlerine kadar inebilir. Ailelerde ebeveynler, okullarda öğretmenler kendi suçluluk duygularını hissetmemek için çocukları suçlayıp şiddet uygulayabilir.

Saplantılı Liderler ve Toplumla İlişkileri

Çocukluklarında katı ve kuralcı yetiştirilen kişilerde saplantılı kişilik özellikleri görülür. Bu kişiler hem kontrol edilince öfkelenirler hem de kontrol edilmeye izin vermedikleri zaman cezalandırılmaktan korkarlar.

Saplantılı özellikteki liderlerde kontrolü kaybetme kaygısı vardır. Dolayısıyla hep öngörülebilir işlere girerler. Karar vermek zorunda oldukları zaman en doğru kararı verebilmek için kurallara ve teknik detaylara fazlaca takılırlar. Yaratıcı değillerdir. Kendi bildiklerinden şaşmazlar. Bu kişiler toplumun gözünde ahlaklı, kuralcı, dogmatik ve dürüsttürler.

Türkmenlerin efsanevi lideri Niyazov, çok küçük yaşta babasını savaşta sonra da ailesinin diğer üyelerini depremde kaybetti ve katı bir eğitim veren bir yetimhanede büyüdü. Niyazov iktidardayken kendi yazdığı Ruhname isimli kitap haricinde bir kitap okutulmasını yasakladı. İnsanların kedi ve köpek beslemesi yasaktı.

Niyazov örneğinde olduğu gibi saplantılı liderler topluma kendi katı kurallarını dayatır. Toplumdaki muhalif gruplara sert yaptırımlar uygulayabilir. Ancak saplantılı kişilik özelliklerindeki liderler misyonlarını gerçekleştirdikleri için birçok kişi tarafından sevilirler.

Onarıcı Liderler

Vamık Volkan’a göre her narsisist özelliği gösteren lider yıkıcı olmayabilir. Bazen liderin geçmişinde travmalar olsa bile lider onarıcı bir rol üstlenip toplumun ilerlemesine vesile olabilir.

Mustafa Kemal Atatürk, doğmadan önce iki kardeşi vefat etmişti. Kardeşlerinden bir tanesi kıyıya gömülmüş, dalgalar cesedini ortaya çıkarınca hayvanlar cesedi hırpalamıştı. Bu hikâyeyi Mustafa Kemal’in ailesi evde sık sık anlatırdı. Mustafa Kemalden sonra doğan kardeşi de vefat etti ve annesi Zübeyde Hanım yas içerisindeydi. Yani Atatürk böyle yas dolu bir evde yetişti.

Atatürk travmatik geçmişine rağmen kendisine bir düşman aramadı, zayıf gördüğü kesimi de yukarılara çıkarmaya çalıştı. Konuşmalarından ve yazılarından anladığımız kadarıyla kendisini özel hissetti ancak toplumu da kendi yanına çekmeye gayret ederek her daim “Mutlu Türkiye” için çalıştı (Volkan, 1980).

İyi bir lider

  • Kendine güvenir ancak bu güvenini iç dünyasından alır.
  • Tedbirlidir; ülkesini iç ve dış tehlikelere karşı korur. Ancak düzeni koruma adı altında saplantılı bir şekilde yasaklar koymaz.
  • Duyguları ani dalgalanmaz. Böylece kendisine yöneltilen eleştirileri gerçekçi değerlendirebilir. Aynı zamanda idealleştirildiği zaman bu kibre yol açmaz.
  • İnsanlarla samimi, derin ve kalıcı ilişkiler kurar.
  • Gerçek ve fanteziyi ayırabilir.
  • Dürüsttür.
  • Muhakeme yeteneği yüksektir.

Sonuç

Sonuç olarak liderler de bizler gibi birer insan. Dolayısıyla kendi içsel çatışmalarını politikaya yansıtmamaları pek mümkün gözükmüyor. Ancak bu çatışmaları kontrolleri altına alarak etkiyi en aza indirgemeleri mümkün. Nihayetinde güç liderlerin elinde, bu gücü nasıl kullanacaklarının kararı da…

Referanslar

Akhtar, S. (1990). Paranoid Personality Disorder:a synthesis of developmental, dynamic, and destructive features. American Journal of Psychotherapy, 44:5-25.

Milgram, S. (1978). Obedience to authority.

Kernberg, O.F. (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. New York: Jason Aranson.

Volkan, V. D. (2007). Kimlik Adına Öldürmek, çev. MB Büyükkal, Everest Yayınları.

Volkan, V. D. (2009). Körü Körüne İnanç. Kriz ve Terör Dönemlerinde Geniş Gruplar ve Liderleri, 79-129.

Volkan, V. D. (1980). Narcissistic Personality Organization and ‘Reparative’ Leadership. International Leader of Group Psychotherapy, 30:131-152.

http://www.radikal.com.tr/radikal2/liderin_ic_dunyasi-1186194

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s