VAR OLMA ÇABASI OLARAK “FUTBOL”

gs tarihi

2002 Dünya Kupası’nda Türkiye-Brezilya karşılaşmasını ne duygularla izlediğimi hatırlıyorum… İçimde anlatılması güç bir heyecan, dilimde Türkiye’nin kazanması için dua, sanki Türkiye herhangi bir spor müsabakasında değil de savaşta gibi… Okullarda dersler işlenmiyor, iş yerlerinde çalışmalara ara veriliyor, Türk halkı olağanüstü hal ilan edilmişçesine ekran başına kilitlenip maç izliyordu. Bu bana Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’nun her köşesinde insanların bir araya toplanıp ajanstan cephe haberleri dinlemesini andırmıştı.
Benzer duyguları 2008 yılında Avrupa Şampiyonası’nda da hissettiğimi anımsıyorum. Ekranda Türkiye-Hırvatistan müsabakası var, 1-0 gerideyiz ve son dakikalar. Akın akın rakip kaleye gidiyoruz. Karmakarışık duygular içerisindeyim ve bir anda topu rakip kalenin içinde görüyorum. O an aklımdan geçen ilk şey Türk olmaktan gurur duyduğum. Maçı benimle izleyenlerin tezahüratlarına, yüz ifadelerine ve yorumlarına bakılırsa onların da benden bir farkı yok. Sanırsın ki Kosova Savaşı’nda Sırplarla çarpışıyoruz.
Buna benzer bir duyguya Sırbistan’ın Boşnak bölgesi Novi Pazar’da şahit oldum. Ziyaret için gittiğimiz Novi Pazar’da Boşnak dostlarımıza “Size ne getirelim?” diye sorduğumuzda cevapları “Fenerbahçe forması” olmuştu. Hatta Türkiye-Sırbistan karşılaşmasında Boşnak halkın çoğunluğu Türkiye lehine tezahürat yaptığı için bölgede olaylar çıkmıştı. Onların çabası herhangi bir futbol takımını destelemekten ziyade kendi varlıklarını ispat etme çabası gibiydi. Adeta Fenerbahçe maç esnasında zaman makinesine giriyor ve Boşnakları koruyan Osmanlı Fenerbahçe’de vücut buluyordu…
Bütün bunlara bazı futbol belgesellerini izleyene kadar bir anlam verememiştim. Çünkü o zamana kadar Fenerbahçe’nin İstanbul işgal kuvvetleri altındayken işgal kuvvetlerinin takımlarını yendiğini ve halkın futbolcuları kutsallaştıracak kadar yoğun duygular yaşadığını bilmiyordum. Galatasaray adının takımın ilk maçında Rum takımını 2-0 yendikten sonra taraftarların futbolculara “Galata Sarayı efendileri” diye seslendikleri için konulduğunu bilmiyordum. O anda anladım, benim Dünya Kupası’nda Türk takımını izlerken hissettiğim duygu, aslında yıllar önce İstanbul işgal kuvvetleri denetimindeyken korkuyla takımının yenmesini bekleyerek onunla avunan atalarımın hissettiklerinin aynısıydı. Artık savaş yoktu, işgal yoktu ama futbol ile Türklerin var olma çabası süreç içerisinde öyle iç içe geçmiş durumdaydı ki artık nesilden nesle aktarılıyordu. Yani genç nesil geçmiş nesillerle aynı şeyleri yaşamıyor olsa da hissettiği duygular aynıydı. Futbol izleyen büyüklerimizi model alan, medya ve sosyal çevreden etkilenen bizler aynı duygu yumağına gömüldük.
Futbol, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve İstanbul işgal altındayken halkın yoğun korku ve aşağılanmışlık duyguları ile baş etmesi için çok etkili bir araçtı ve insanların varlıklarını ispatlama ihtiyaçlarına cevap veriyordu. Futbol takımları da işgal kuvvetlerinin takımlarına karşı aldığı galibiyetlerle halkın moralini yüksek tutmaya çalışıyordu. Gerçek savaş arenasında sıkışmış ve yenilmiş hisseden insanlar, böyle müsabakalarla kimliklerini güçlü ve bütün hissediyordu. Futbol sahası bir süre için savaş alanı, futbolcular ise kahraman haline dönüşüyordu. Öyle ki bazı maçlar kazanıldıktan sonra futbolcuların İstanbul’da bir yerden bir yere gitmeleri için araç kullanmalarına gerek kalmıyordu zira omuzlarda çok uzun mesafelerde taşınıyorlardı. Gazeteler ise galibiyetleri “Türk’ün zaferi” olarak veriyordu.
Sonuç itibariyle futbol, Osmanlı Devleti’nin sonu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin başında insanımızın yaşadığı korku, değersizlik ve aşağılanmışlık duyguları ile baş etmesinde etkili oldu. O zamanki yıllarda futbol, halkımız için birleştirici ve yapıcı bir güç olup grup kimliğimizi korumamıza ve varlığımızı hem hissedip hem de hissettirmemize vesile oldu. Aynı zamanda modern futbola, ulusal bakış açımızın temelini oluşturdu. Bugünün Türkiye’sinde oynanan futbol için de benzer duyguları hissetsek bile ne yazık ki bugünün futbolunun ulusal lig içerisinde eskisi gibi birleştirici ve yapıcı olduğunu söylemek güç… Uluslararası arenada bizleri birleştiren duygular, ulusal arenada bizleri cepheleştiriyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s