TOSKANA

2015 yılının Eylül ayı benim için bir başka güzeldi. İki buçuk yaşındaki kızımızı da alıp 10 günlük bir İtalya seyahatine çıktık. Üç günlük tarih dolu bir Roma şehir gezisinin ardından kiraladığımız (şans eseri) kırmızı arabamızla rotamızı kuzeye, asıl hedefimiz olan Toskana’ya çevirdik. Kitaplarda okuduğum, filmlerde izlediğim ve fotoğraflarda hayran olduğum yerleri kendi gözlerimle görecek olmak heyecan vericiydi. İki şeritli, dar ve adeta yeşillikler içine gömülmüş İtalyan otobanlarından ilerleyerek ilk durağımız olan Civita’ya doğru yola koyulduk.

1.Gün

Hiçbir detayı kaçırmamaya çalıştığımız bir buçuk saatlik araba yolculuğundan sonra yol üzerindeki ilk durağımız olan nam-ı diğer ölen şehir (the town that is dying) Civita’ya ulaştık.

img_0252Kasaba topografyası ve bitki örtüsü ile tipik bir Akdeniz coğrafyasına hakim bir tepe üzerine kurulmuş. Şehir günümüzden 2500 yıl önce, daha Roma, Roma olmamışken Etrüsk medeniyeti tarafından kurulmuş. 18.yüzyıla kadar hızla yükselen ve bölgenin önemli bir ticaret merkezine dönüşen şehir 1795 yılında büyük bir depremle ikiye ayrılmış. Dönemin ulaşım yollarıyla bağlantısını yitirmeyen Bagnoregio’da hayat devam ederken ana yerleşim yerinden büyük bir göçük ile ayrılan Civita kısmı giderek nüfusunu kaybetmiş. Şehir bu yüzden ölen şehir diye anılıyor. Civita’yı gezmeden önce birkaç güzel kare almak için Bagnoregio’daki seyir terasına yakın bir yere aramızı bıraktık. Seyir terasında nefes kesici manzara eşliğinde birer kahve yudumladıktan sonra dar bir patika ile Civita’ya doğru yürümeye başladık. Bilet noktasına kadar yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüş mesafesi var. Ancak o yolu yürümek istemezseniz bilet gişesine yakın bir otopark mevcut.

img_0253Adeta yeşilliklerin arasındaki bir ada gibi olan Civita’ya ulaşım için uzun, ince bir köprü ilave edilmiş. Köprü oldukça yüksek, rüzgârlı ve ürkütücü. Köprüyü geçip Civita’nın girişindeki kemerli yapıdan içeriye girdiğimizde zamanın Civita’da 18.yüzyılda durduğu hissine kapıldık. Merkezde bütün evler çok güzel korunmuş ve az sayıda ama her biri birbirinden şirin cafeler mevcut. Alma de Civita’yı özellikle öneririm. Zaten küçük bir alan üzerine kurulmuş olan Civita’yı yarım saatte dolaşabiliyor ve her ucundan manzaraya doyuyorsunuz. Şehirden çıkmadan Pinokyo’nun babası Gepetto’nun evini, merkezdeki kiliseyi gezmeyi ve kasabanın diğer ucundaki seyir teraslarından vadiyi izlemeyi unutmayın. Kasabanın yılın çoğu zamanı rüzgârlı olduğunu ve çocuklu aileler için bebek arası götürmenin çok mantıklı olmadığını ekleyeyim.

img_0255

Civita’da gezmekten oldukça yorulmuş bir halde arabamıza atlayıp bir sonraki durağımız olan San Quirica d’orcia’ya doğru yola çıktık. San Quirica d’orcia da sıra selviler, üzüm bağları ve vadi manzaraları eşliğinde dolaştık.

img_0259Biz hasat zamanı sonrasında ve sonbaharda gittiğimiz için sarı renkler hakimdi. Mayısta giderseniz yemyeşil manzaralarla karşılaşırsınız. Ancak bizim gittiğimiz dönemin avantajı şarap zamanı olmasıydı. San Quirica D’orcia’nın merkezi mimari olarak çok güzel ve iyi korunmuş olmasına rağmen bizi çok cezbetmedi. O yüzden şehrin etrafında dolaşıp doyumsuz Toskana manzaralarını izledikten ve fotoğrafladıktan sonra rotamızı Pienza’ya çevirdik.

img_0250

Pienza’nın kendisi küçük olsa da İtalyan ve Hristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahip. İtalyan tarihine yön veren ailelerden biri olan Piccolomini ailesinin sürgün yeri olan bu kasaba aileden yetişen rönesans sanatçıları ve Papa’larla bir anda İtalya’nın yönetiminde söz sahibi olmuş. Palazzo Piccolomini mutlaka ziyaret edilmeli. Belli aralıklarla düzenlenen rehberli turlar çok bilgilendirici ve keyifli. Özellikle sarayın çalışma odası, silahlar salonu ve üst kat balkonundan manzarası dikkate değer.

Bir sonraki durağımız Montepulciano idi. Tipik bir Ortaçağ kasabasının her özelliğini barındıran kasabayı diğerlerinden ayıran şey çevresinden 600 metre yüksekteki büyük bir kireçtaşı kütlesi üzerine kurulmuş olması. Kasabada kireçtaşları oyularak inşa edilmiş çok sayıda yapı bulunuyor. Çevresine hâkim bir konumda olması dar sokaklarından harika manzaralar sunuyor. Ayrıca kasabayı kuşatan verimli topraklar sayesinde kendi adıyla anılan şarapları, leziz peynirleri ve ev yapımı makarnaları var.

20150915_183921Biz insanlarını da çok sevdik. Şans eseri girdiğimiz restoran Degli Archi’nin sahibinin Türkiye ve Türkler hakkında bilgi sahibi olması bizi çok şarttı. Eski bir ses sanatçısı olan amcamız tüm masalara tek tek serenat yapmayı ihmal etmiyor. Mekânı mutlaka görmelisiniz çünkü manzarası, dekoru ve yemekleri tam bir Toskana Keyfi yaşatıyor. Olur da yolunuz düşerse yemek seçmekle uğraşmayın bir klasik olan Toskana menüsü size keyifli ve lezzetti bir akşam yemeği deneyimi sunacaktır.

img_0247

2.Gün

Toskana’da ikinci güne Chianti Bölgesi’nde yer alan küçük bir manastırla başlıyoruz. Selvi ağaçlarının arasında tek başına bir anıt gibi bin yıldır ayakta duran Badia a Pasignano Manastırı yalnız ve güzel bir yer.

20150916_102425-01Orijinal haliyle korunan manastırın bahçeleri muhteşem. Yalnız giriş yaparken bağış yapmayı unutmayın. Aksi takdirde sevimli rahipleri sizi uyarabilir. Siena yolu üzerinde olduğu için tercih ettiğimiz bu manastır yerine şayet zamanınız varsa aynı bölgedeki Vallambrosa Manastırı tercih edebilirsiniz. Biz gidemedik maalesef.

img_0211

Yaklaşık üç saatlik bol molalı ve fotoğraf çekmeli bir yolculuktan sonra Toskana’nın Floransa’dan sonra ikinci büyük kenti olan Siena’ya vardık. Siena geçmişte hem sanat hem de ticarette Floransa’nın en büyük rakibiyken 14.yüzyılda nüfusunun üçte birini veba nedeniyle kaybetmesi ve ardından 16 yüzyılda Floransa orduları tarafından uzun süren bir kuşatmayla ele geçirilmesi sonrasında rekabet gücünü tamamen kaybetmiş. Bugün tam bir açık hava müzesi konumunda.

20150916_124237Gezmeye başlamadan önce detaylı bir okuma yapmanızı ve ilgi alanlarınıza öncelik vererek şehri gezmeninizi tavsiye ediyoruz. Olmazsa olmaz kısmı ise dünyaca ünlü at meydanı ve duomosu. At meydanı adını geçmişte Toskana bölgesinin güç sahibi yedi ailesinin bir araya gelerek düzenledikleri at yarışlarından alıyor. Ve meydanın etrafı bu yedi aileye ait büyük hanlarla çevrilmiş durumda. Şimdi bu hanların alt katları çok hoş kafe ve restoranlara ev sahipliği yapmakta. Zamanınız varsa mutlaka bir kahve için ve meydandaki insan kalabalığının keyfini çıkarın.

Siena’yı geride bırakıp hiç vakit kaybetmeden Monteriggioni kasabasına geçtik. Geçmişte Siena’nın uç karakolu görevini gören kasaba tam bir kale olarak inşa edilmiş.

img_0216Surlarını boydan boya yürüme şansınız var (tabiki eşsiz Toskana manzaraları eşliğinde). Bu küçük kale kasabanın meydanında ismini bile anımsayamadığımız butik bir restoranda hayatımızdaki en güzel pizzaları yedik. Ton balıklı pizzayı tavsiye ederiz. Vaktiniz olursa yine meydanda bulunan ortaçağ Müzesini gezebilirsiniz.

Küçük bir yolculukla günün son durağı olan ve Hristiyan hacıların yol göstericisi onlarca yüksek kuleleriyle bilenen, dönemin Manhattan’ı olarak anılan San Gimignano’ya ulaştık. Bu kasaba bir Toskana gezisinin olmazsa olmazı diyebileceğimiz birkaç lokasyondan biri. Dokusu, tarihi ve mimarisiyle tam bir ortaçağ açık hava müzesi. Dondurmalarıyla ünlü olan kasabanın tam girişindeki dondurmacıdan dondurma almayı ihmal etmeyin. En azından Terra Grossa’ya çıkın ve Ortaçağda bu kentte binlerce kilometre öteden yola çıkan ve gözleri tam o anda sizin durduğunuz kuleyi arayan milyonlarca Hristiyan hacının gelişini hayal edin. Muhteşem bir atmosferi yaşayın.

img_0220

3.Gün

Toskana bölgesinin başkenti olan Floransa ile başladık. Şehir içi turistik araç trafiğine uygun olmadığı için aracımızı Piazze Michealengelo’ya bıraktık. Araban indiğiniz an tüm heybetiyle Floransa sizi karşılıyor. Küçük bir yürüyüşle tarih kokan sokaklardan ilerleyip Arno nehrini geçince bir anda tarih bu sefer sizi kollarına alıveriyor. Öncelikle bu şehir için tek bir gezi güzergahı oluşturmak bu şehre haksızlık olur. img_0223Gezmeden önce mutlaka Floransa’yı okumalı ve kendi rotanızı yaratmalısınız. Biz şehrin kalbi olan Signoria Meydanı’ndan başladık. Sadece bu meydan bile Floransa’nın neden Roma’nın en büyük rakibi olduğunu ve hatta Rönesans’a yön verdiğini anlamaya yeter. Meydan ile nehir arasında kalan ünü tüm dünyaca bilinen Uffizi Galeri’si bu şehrin olmazsa olmazı. Ancak mutlaka biletleri tatili planlama aşamasında internet üzerinden satın almaya çalışın. Tek günlük bir Floransa gezisinde Uffizi’ye girmenin başka bir yolu yok maalesef. Uffizi başlı başına bir dünya. Hakkıyla gezmek gerekirse sadece bir veya iki günü bu galeriye ayırmanız gerekebilir. İtalya’nın birçok yerinde görülen Osmanlı ve Türkler Uffizi’deki sanat eserlerinde de kendilerine yer bulmuşlar. Uffizi denince akla tabii ki Floransa’yı Floransa yapan ve modern anlamda bankacılığın mucidi olan Medici ailesi geliyor. Mediciler soylu bir kana sahip olmadan sadece ticari zekalarıyla bu katı aristokrasi ve bürokrasi içinde bir dönem Toskana’yı yönetmiş tek aile. Ve dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanat hamisi. Birçok sanatçı Medici ailesinin himayesinde Rönesans’a yön vermiş. Ayrıca bu aileden üç tane de Papa çıkmış. Diyeceğim o ki Floransa ve Mediciler ayrılmaz bir ikili. Uffizi’den sonra küçük bir duomo ziyareti yaptık. Toskana’daki duomoların hepsi birbirine benzemekle beraber bu duomo boyutları ve mimarisiyle bir başka güzeldi. Kapıda sıra beklemek pahasına ziyaret edilmeli. Palazzo Vechio ve Ponte Vechio’yu da gezerek yolumuzu Medici ailesine ev sahipliği yapan Pitti Palace ve Boboli bahçelerine çevirdik.

img_0226Vakti zamanında Medici ailesi üyeleri dönemin yönetim merkezi olan Uffizi binasına ulaşmak için bu saraydan başlayan ve Ponte Vechhio köprüsünden geçen tamamen kapalı bir koridor kullanıyorlarmış. Şimdi bu koridor ve sarayın büyük kısmı da sanat galerisi olarak hizmet veriyor. Boboli Bahçeleri katlı yapısı ve asimetrik ayrımlarıyla Rönesans bahçe düzenlemesinin tipik bir örneği olarak karşımıza çıktı. Açıkçası çocuklu bir aile olarak biz düz ve simetrik hatlara sahip Fransız bahçelerini daha çok beğenmiştik. Günü dondurmamızı yiyerek tamamladık. Ancak Floransa’da dondurma yiyecekseniz mutlaka külah boyutlarına dikkat etmelisiniz. Aksi takdirde dondurmanın altında kalabilirsiniz 🙂

20150917_190148

Not: Cumhuriyet meydanından başlayan ve tüm önemli noktaları 45 dakikalık bir turla gezdiren üç tekerlekli motorsikletler mevcut. Yorulduğunuz anda küçük bir dinlenme için birebir. Son olarak mutlaka günün sonuna bir miktar enerji ayırın. Çünkü güne başlarken hevesle indiğiniz merdivenler Michealengelo meydanına çıkarken o kadar heyecan yaratmıyor 🙂 Otoparktan son kez Floransa’ya bakmayı unutmayın!

4.Gün

Sabah erkenden Pisa’ya geldik. Açıkçası Pisa kulesi, Çan kulesi ve Campo dei Miracoli hariç gezecek pek bir yer bulamadık. Zaten saydıklarımın hepsi aynı meydanda kalıyor. Ancak havanın güzelliği ve meydandaki çimlere yayılmış insanlar keyif vericiydi. Birkaç güzel fotoğraf çektikten sonra anılarımızla birlikte ayrıldık.

20150918_131648-02

20150918_124431

Pisa’dan sonra bana en çok huzur veren ve gezimizin Toskana bölgesindeki son durağı olan Lucca’ya geçtik. Milattan önce bir Roma kolonisi olan Lucca, üzerinde bir arabanın geçebileceği kadar geniş (ki şimdi bisiklete biniyorlar) kırmızı tuğladan duvarlarla çevrili. Duvarların üzerlerinde ve hatta kulelerin üzerlerinde ağaçlar var.

20150918_143021-02Lucca’ya geniş bir zaman ayırıp gezmenin de ötesinde kentin havasını hissetmenizi tavsiye ederim. Guinigi kulesi tepesinde yetişen ağaçlarıyla ve eşsiz Lucca manzarası ile çıktığınız tüm merdivenlere değecektir. Kentin merkezi yuvarlak dizimli binalarla yuvarlak bir meydanın etrafında dizayn edilmiş. Meydana binaların arasından birkaç küçük giriş var. Etkileyici olduğunu söylemeliyim. Ayrıca sokaklardaki küçük terzilerde muhtelif ev tekstil ürünlerinin üzerine isimlerinizi yazdırmayı ve birçoğu özel tasarım takılar satan kuyumcuları ziyaret etmeyi ihmal etmeyin. Lucca’dan Cinque Terre yönüne giderken birçok zarif villa ve tarihi Maddalena köprüsü de görülmeye değer. Ancak bunlar için ayrı bir gün ayırmak gerekiyor. Biz Lucca’dan sonra Pinokyo’nun yazarının Pinokyo masalını yazarken ilham aldığı ve şu anda Pinokyo müzesine dönüşmüş olan çocuk parkını ziyaret ettik. Çocuklar için kaçırılmaması gereken bir deneyimdi.

20150918_154914

Son olarak, tüm bu gezimiz boyunca konakladığımız ve tipik bir Toskana evinden dönüştürülen otelimiz Salvadonica’ya ayrı bir başlık açmadan olmazdı. Nereyi gezerseniz gezin eğer oranın atmosferini yaşamak istiyorsanız, kaldığınız oteli ona göre seçmelisiniz. Otelimiz Salvadonica, Toskana deyince akla gelen her şeyi barındıran (sıralı selvi ağaçları, uçsuz bucaksız üzüm bağları, kendi markasıyla dünyaca ünlü şarapları, taş evleri, ev yapımı zeytin ürünleri ve et ağırlıklı mutfağı) Chianti bölgesinde butik bir kır evi. Kendi bağlarından kendi şaraplarını, kendi zeytin bahçelerinden kendi zeytin yağlarını üretiyorlar. Tam olarak hayalinizdeki Toskana evi ve güleryüzlü personeli ile sıcak bir aile ortamı. Ayrılmadan önce iyi bir hasat yılında üretilen Chianti şarabından bir şişe almayı ve hediyelik eşyalarına bakmayı unutmayın.

img_023020150917_091344-02

20150916_095038-01

20150917_09200120150916_155430-01

img_0245

20150917_083830-01-01

Kategoriler:Genel

Tagged as: , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s