Sevmek Üzerine

Hayatımızda öyle farklı anlar vardır ki gerçekten yolun sonuna çok yaklaştığımızı hissederiz. Belki uçaktaki şiddetli bir türbülans anı, belki bir sokak çatışmasının ortasında kaldığımız ya da ciddi bir trafik kazasının köşesinden son anda döndüğümüz an… Bazen de değer verdiğimiz birinin ölümcül hastalık haberini aldığımızda…İşte bu anlarda aklımıza gelen ilk ne olur?

Siz söylemeden ben söyleyeyim: Sevdiklerimiz.

Peki birini sevdiğinizi nasıl anlarsınız? Ya da gerçekten sevildiğinizi?

İnsanın en temel ihtiyacı sevgidir. Bütün hayatımız sevgiyi arayarak geçer. Ya da o öyle olduğunu zannederek kendimizi kandırırız diyelim. Çünkü gerçekler başkadır. Günümüz insanının hayatına bakarsak önceliklerinin bambaşka olduğunu görürüz. Hayatlarımıza yüksek maaş, prestijli bir iş, fiziksel güzellik ve diğerleri tarafından onaylanma istekleri yön verir. Bu yüzeysel ve materyalist özelliklerin bize sevgi getireceğine inanırız. Aslında bu özellikler gerçekten de sentetik bir sevgi ve ilgi getirir. Fakat bu hiçbir zaman ruhumuzu tatmin etmez. Bu yüzdendir ki günümüz toplumunda neredeyse her birimiz duygusal olarak yalnızız.

Yapılan araştırmalar travmayı atlatmada en etkili şeyin “sosyal destek” olduğunu gösteriyor. Kendimi, çevremi ve danışanlarımı düşünüyorum da ne kadar doğru bir tespit! Bizler hayatın rutini gerçekleştiremediğimiz için anksiyetelerle, panik ataklarla, depresyonlarla yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Hayatın rutini dediğim içten sevmek ve sevilmek; anlamak ve anlaşılmak.

Erich Fromm’a toplumumuzda insanların neden sevgi eksiği olduğunu sorduklarında o bu soruya “Çünkü biz para, ün, güzellik gibi hep diğer şeylerle ilgili kaygılanıyoruz. Pazar günlerimizi en az dikkat ettiğimiz şeylere ayırıyoruz.” diye cevap veriyor. Yani usta diyor ki; haftanın en özel anı olarak gördüğün pazar gününü diğer altı gün boyunca hiç zaman ayırmadığın şeylere ayırıyorsun. Madem ki senin için bu kadar özeller, neden sadece haftada bir gün onlarlasın!

Birçok ebeveyn çocukları için yaşadıklarını söylüyor ancak onlara günde ancak 1-2 saatlerini içtenlikle ayırıyorlar. Çocuklarına iyi okullar, iyi bağlantılar sağlıyorlar. Bu somutlaştırılan, içi boş sevgiyi alan çocuk gerçekten koşulsuz sevilmediğini içten içe hissediyor ve zamanla umut etmekten vazgeçip o da kendini bu yapay sevgi ile kandırıyor. Bazen de ebeveynlerin kendi sevgi ihtiyaçları o kadar yoğun oluyor ki, bunu savunmasız çocuklarından almaya çalışıyorlar. Çocuklar henüz sevilme duygusunu tadamadan ve ne olduğunu bilemeden ebeveynlerini sevmek zorunda bırakılıyor.

Günümüz romantik ilişkilerine baktığımızda da farklı bir şey görmüyoruz. İnsanlar nedense daha çok sevilip sevilmediğiyle ilgileniyor; sevip sevmediğiyle değil! Başlangıçta büyük aşk yaşadığını zanneden çiftler ilişkinin ilerleyen safhalarında –nişan, düğün gibi- somut şeyler üzerinden sevilmenin değerini ölçüyorlar. Muhteşem bir düğün, güzel mobilyalar ile sağlam bir gelecek inşa etmeye çalışıyorlar. Oysa sağlam gelecek birbirini anlamayla, dinlemeyle, keşfetmeyle, sevmeyle olur. Bu yüzden öncesinde çok iyi anlaşan birçok çift evlilik aşamasında ayrılık kararı alabiliyor. Lafı açılmışken evlilik ne yazık ki –özellikle erkekler tarafından- özgürlüğün bitimi olarak algılanıyor. Oysa gerçek sevgi diğerini kısıtlamaz, aksine özgürleştirir. Sürekli şüphe ve sürekli kıskançlık içerisinde olan bir ilişkide aşk olamaz.

Yazının başında sevdiğinizi ve sevildiğinizi nasıl anlarsınız diye sormuştum, cevabını da vereyim:

  • Gerçek sevgide sevgilinin değişmesi beklemeyiz. O kendiliğinden değişebilir. Hatalarına saygı duyarız. Onun kendi yolunu kendisinin bulmasını destekleriz. Fakat ihtiyacı olduğunda her zaman sevdiğimiz için orada oluruz.
  • Sevildiğimiz için sevmeyiz fakat sevgimiz ister istemez sevilmemizi de beraberinde getirir. Sevginin herhangi bir ön-koşulu yoktur. İhtiyaçtan değil istekten doğar. Yalnızlık korkusundan, bağlanma, güvenlik veya güç ihtiyacından beslenen sevgiler gerçek değildir.
  • Sevdiğimizde sevdiğimize ilgi gösterir, onu dinleriz ve anlarız. Böylece iletişim problemleri en aza iner.
  • Gerçek sevgide güven vardır. Sevdiğimizin hayatında boşluklar olması rahatsız edici değildir. O boşluklar onun özel anlarıdır. Ve sevileni kendisi yapan şeylerden biri de o özel anlardır. Diğer bir deyişle, sevilenin fiziksel uzaklığı sevenin yalnızlığı anlamına gelmez. O yüzden de kavuşma anında esas olan ayrı geçen zamanda yapılanlar değil, tekrar bir arada olmanın verdiği mutluluktur.
  • Sevgi evrenseldir. Mesela sadece kendi çocuğunun iyiliğini düşünüp diğer çocukları hiç düşünmeyen birisi aslında kendi çocuğunu da gerçekten sevemez.
  • Sevdiğimizi putlaştırmayız, gerçekleri görürüz ve gerçeklerle severiz. Bazen kendilik gelişimini tamamlayamamış insanlar bir diğerini idealize ederek onu putlaştırır, idealize eder. Bu gerçek sevgi değildir. Oysa dışardan “büyük aşk” gibi gözükebilir.

Tabi unutmayalım ki tüm bu sevme ve sevilme süreci insanın kendisini tanıması ve sevmesiyle başlar. Kendini tanımayan ve sevmeyen insan başkasını da sevemez. O yüzden nereden başlayacağım diye düşünerek zaman kaybetmeden işe kendimizi sevmekle başlamalıyız.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s