Covid-19 Sürecinde Sinir Sistemimiz Bize Nasıl Yardımcı Olur?

Activate your vagus, activate your life!

Sachin Patel

Koronavirüs henüz Çin’de yeni fark edildiği zaman zihnimin ve bedenimin verdiği tepkileri çok iyi hatırlıyorum. O esnada yazlıkta oldukça hoş ve güvenli bir ortamda olmama rağmen zihnimde düşünceler durmuyordu “Virüs ülkeme gelir mi?”, “Çocuklarıma bulaşır mı?”, “Sevdiklerimi bu virüsten nasıl korurum?” gibi sorularla başlayan ve felaket senaryolarına uzanan birkaç dakika… Neden sonra eşimin sesiyle irkildim “İyi misin?!”, işte o zaman nefesimi tuttuğumu, andan koptuğumu, bedenimin donmuş olduğunu fark ettim!  Boynumu yavaşça döndürerek hemen gözlerimle etrafı taradım, derin bir nefes alarak nefesimi karnımdan gelen vuuu sesi eşliğinde verdim. Nefesim rahatladıkça bedenimin donukluğu çözüldü. Bu çözülmeyi doğrularcasına eklemlerimi hareket ettirdim. Sonra düşüncelerim gerçekliğe dönmeye başladı: şu anda ben ve sevdiklerim güvendeydik. Eğer işe bedenimi sakinleştirmekle başlamasaydım muhtemelen zihnimdeki düşünceler ve bedenimdeki fark bile etmediğim gerginlik beni saatlerce ve hatta günlerce esir alacaktı. Bu süreçte günlük hayatıma dahil ettiğim “somatik deneyimleme” pratiklerinin faydalarını çokça görüyor ve buna vesile olanlara şükran duyuyorum. Beni uzun zaman sonra tekrar yazmaya iten şey Koronavirüs sürecinde işinize yarayacağını düşündüğüm bilgilerden bazılarını sizlere aktarma isteğimdir.

Bir yandan dışarda gerçek bir tehlike var, diğer yandan bu tehlikenin bizzat bizim içimizde, bedenimizde olma ihtimali var. Bir yandan kendimizi ötekilerden bir yandan ötekileri kendimizden korumaya çalışıyoruz. Tehlikeyi somut olarak göremediğimiz için bedenimiz otomatik savaş-kaç yanıtını gerçekleştirmekte, biriken enerjisini atmakta zorlanıyor olabilir. Virüsle eski insanların yaptığı gibi ellerimizi ve kollarımızı kullanarak savaşamayacağımız gibi, virüsten koşarak kaçıp uzaklaşamıyoruz. Yani evrimsel olarak prosedürel belleğimizin pek alışkın olmadığı, hazırlıksız bir durumdayız. Hem bireysel hem toplumsal hem de global bir değişim sürecinden geçiyoruz. Üstelik bu süreç beynimizin en sevmediği şey olan belirsizlik duygusunu da beraberinde getiriyor. Buna er geç adapte olacağız. Ancak asıl mesele bu süreci nasıl geçireceğimiz zaten…

Bu süreçten ne kadar etkileneceğimizi sürecin zorluk seviyesinden ziyade sinir sistemimizin buna nasıl tepkiler verdiği belirleyecek! Yani sinir sistemimiz sağlıklı çalıştığı sürece büyük olasılıkla biz bu süreci travmatize olmadan ve işlevselliğimizi yitirmeden atlatabiliriz. Ayrıca sağlıklı bir sinir sistemi bağışıklığımızı artırarak bizi virüse karşı da korur. Bu yüzden öncelikle sizi sinir sistemimizi daha yakından tanımaya davet ediyorum.

Bizim bir Merkezi, bir de Otonom Sinir Sistemimiz var. Merkezi Sinir Sistemimiz beyin ve omurilikten oluşuyor. Bu yazının konusu olan OSS (Otonom Sinir Sistemimiz) ise vagus siniri tarafından kontrol ediliyor. Vagus siniri akciğer, boğaz kasları, solunum yolu, mide, karaciğer, pankreas, safra kesesi, böbrekler, dalak ve kalp fonksiyonlarını düzenliyor. Beyin sapından başlayarak birçok organımıza ulaşıyor. Beynimizle bedenimiz arasındaki yol gibi… Bedenimizin içerisinde olanları ve dış dünyada olanları saniyesi saniyesine seziyor. Güvende miyim sorusunu sorarak beynimize bedenimizin ne durumda olduğunu söylüyor. Her birimizin OSS’sinde daha önce verdiğimiz yanıtlar kayıtlı. Yani beynimizin hatırlayamadığı şeyleri bile sinir sistemimiz hatırlıyor!

OSS otomatik olarak (konuyu bilincimize getirmeye bile gerek duymadan) neyin güvenli olup olmadığını algılıyor. Bu içsel algı sistemine “nöroalgı” deniyor (Porges, 2003a, 2004). Porges’a göre nöroalgı sistemimiz aldığı sinyalleri üç seçenekten birine yerleştiriyor: güvenlik, tehlike veya hayati tehlike! Bu ağ sayesinde beyin güvenlik mesajını aldığında sindirim, dolaşım vb sistemlerinin normal bir şekilde çalışması yönünde komut verip homeostatik dengeyi sağlıyor.

Bu bilgileri göz önüne alarak, bedenimizden gelen sinyallerin farkında olmamızın ve içsel algı sistemimizin düzgün çalışmasının çok önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bedenimizde olanlar doğrudan duygu ve düşünce sistemimizi, kararlarımızı, çekildiğimiz veya itildiğimiz şeyleri etkiliyor. Ne yazık ki sistemimiz olumsuz düşünsel veya duygusal uyaranlarla gerçekten hayati risk oluşturan uyaranları birbirine karıştırabiliyor. Ve bu durum bedensel ve ruhsal sağlığımızı bozan bir döngü oluşturuyor.

Mesela, sosyal medyadan koronavirüs ile ilgili olumsuz bir içerik izliyorum. Aslında bunu ben bizzat yaşamıyorum, evimde güvendeyim. Yine de bedenim kasılıyor, nefesim daralıyor, kalbim daha hızlı çarpıyor. Ben bedenimin -iç duyu organlarımın- verdiği tepkilerin bilincinde olmazken, nöroalgı aracılığıyla beynime tehlikede olduğum mesajı gitmiş bile. Beynim de sistemi bir nevi alarm moduna alarak yüksek miktarda kortizol, adrenalin gibi stres hormonlarını salgılatıyor. Bedenimde yüksek bir enerji açığa çıkarak savaş-kaça hazırlanıyorum. Bunun için kalp ritmim hızlanıyor, sindirim gibi sistemlerin gereksiz enerji harcamaması için kan akışı kollar ve bacaklara doğru gidiyor. Önceden travmatik deneyimlerim varsa zaten o esnada akılcı beynim olan frontal lobuma da tam manasıyla ulaşamıyorum. Bedenimin gerginliği ile birlikte mantıksız düşünceler, paranoyalar üretmeye başlıyorum. Uç düşüncelerim arttıkça bedenim daha da geriliyor. Oysa ben o esnada sadece evimde güvenli bir şekilde oturuyordum! Hele bir de böyle streslere fazlaca maruz kalırsam bedenim sürekli savaş-kaç modunda kalacak ve dinlenmeye, kendini tamir etmeye fırsat bulamayacaktır. Bu da uzun vadede otoimmün hastalıklar başta olmak üzere birçok fiziksel ve ruhsal hastalığa sebebiyet verir.

Aynı senaryoya trajikomik bir şekilde şöyle devam edebilirim; Koronavirüs ile ilgili olumsuz içerik izliyorum. Kendimi çok çaresiz hissediyorsam ve donmaya yatkınsam, sistemim bunu hayati bir tehlike olarak algılıyor. Beynim iç organlarıma sinyaller gönderiyor. Bu sinyallerden biri de akciğerlerimin bronşlarını kasması ve kapatması! Doğal olarak soluksuz kaldığımı, nefes alamadığımı hissediyorum. Sonra kendi kendime koronavirüs kaptığıma dair düşünceler üretiyorum ve teşhis koyuveriyorum. Bunu okurken birçoğunuzun “evet ben bunu yaşadım” dediğinizi duyar gibiyim.

Alternatif senaryom ise şu; Koronavirüs ile ilgili olumsuz içerik izliyorum. Aslında bunu ben bizzat yaşamıyorum, evimde güvendeyim. Yine de bedenim kasılıyor, nefesim daralıyor, kalbim daha hızlı çarpıyor. Bedenimdeki değişimi fark ediyorum. Derinden bir nefes alıyorum. Eklemlerimi hareket ettirip, esneme hareketi yapıyorum. Varsa yanımda birinden sosyal destek alıyorum. Rahatlıyorum. Bedenim biriktirmiş olduğu enerjiyi atıyor ve kendini tamir etme sürecine geçiyor. Süreç ile ilgili yapıcı ve mantıklı çözümler buluyorum. Senaryonun basit göründüğünün farkındayım ama bazen yalınlık ve duyumsamaya yönelim her şeyin anahtarıdır.

Esasen şunu da hatırlatmakta fayda var; tehdit geçtikten sonra içgüdüsel olan hayatta kalma tepkilerimiz de geçiyor (Levine, 1997, 1986). Tehdit sonrası OSS de gerilim biriktirmemek ve hatta bedenimizin ve ruhumuzun olumsuz süreçten eskisinden de kuvvetli bir şekilde çıkması mümkün. Bunun için beden duyumsamalarımızı fark etmeli ve akışa izin vermeliyiz.

Peki bunu nasıl yapacağız diyenler için;

Bir sonraki yazımda Polyvagal Teori’den bahsederek bu sorunun cevabını detaylı olarak vereceğim.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s