Pandemi ve Ötekiyle İlişki

“İnsanın epidemiyolojik tarihi bize, bilinmeyen topluluklarla temas etmenin, bağışıklık kazanmadığımız bulaşıcı hastalıklara maruz kalma ihtimalimizi arttırdığını gösteriyor.”

Jared Diamond

Bu süreçte Jared Diamond’un Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabının belgeselini izleme imkânı buldum. Belgeselden de anlayacağımız gibi tarihin şekillenmesinde savaşlar kadar salgınların da etkisi büyük. Uygarlıklar ilk defa birbirleriyle karşılaştıklarında aralarındaki etkileşimlerden ötürü salgın hastalıklara da maruz kalmışlar. Bu hastalıklar bazen bazı uygarlıkların ötekilerini domine etmelerine sebep olmuş. İspanyol fatihlerinin 16.yy’da Amerika’ya tüfeklerinden daha tehlikeli bir silah olarak suçiçeği virüsünü taşımaları ve özellikle Azteklerin sadece bu virüsle yeryüzünden silinme noktasına gelmeleri gibi. Bazen de hastalıkların kendileri savaş araçları olarak kullanılmış. Örneğin, Moğol ordusu 14.yy’da Kırım’da bir Ceneviz ticaret merkezini kuşatmış ve vebalı cesetleri mancınıkla kentin içine atmış. Bu olaydan sonra veba Avrupa’ya taşınıp yayılmış. Dolayısıyla kolektif hafızamızda bizden olmayanların, ötekilerin sadece varlıklarıyla bile tehlike taşıyabileceği yatıyor. Hatırlayalım Suriye’den Türkiye’ye göç olduğunda “Göçmenler hastalık taşıyor.” denmişti ki bunda da kayda değer bir gerçeklik payı vardı, nitekim on yıllardır topraklarımızda görülmeyen bazı hastalıklarla tekrar karşılaştık.

Kolektif hafızamıza ek olarak evrimsel psikoloji de benzer şeyler söylüyor. Mark Schaller’a göre bize hastalık bulaştırma ihtimali olan şeylerden (yiyecekler, salgılar gibi) kaçınmamıza sebep olan bir sistemimiz var. Bunun adına da “davranışsal bağışıklık sistemi” demişler. Buna göre mikrobu göremesek bile mikrop taşıma ihtimali olan şeyleri otomatik olarak seziyoruz. Mesela yaralar, tükürük gibi beden salgıları, kokular veya normal görünmeyen bedensel durumlar hastalık taşınmasa bile bize iğrenme duygusu hissettiriyor ve bunlardan kaçınıyoruz. Marketlerde önce tuvalet kağıdına saldırmamız ve yere tükürenlerden iğrenmemiz de bu sebepten.

Davranışsal bağışıklık sistemimiz hassas ise ötekilere karşı daha önyargılı hale geliyoruz. Bu süreçte zaten bu konuda tetikte olduğumuza göre bize farklı gelen gruplara ve kişilere karşı olumsuz algılara daha yatkınız. Yine aynı şekilde kriz durumlarında kendimizi ait hissettiğimiz gruba daha çok bağlanıyor ve ötekiler olarak gördüğümüz gruplardan da uzaklaşıyoruz. Yani sınırlar çok daha belirgin hale geliyor. Kendi içimize kapanıyoruz. Koronavirüs salgınıyla beraber dörtnala küreselleşmeye koşan “çağdaş ülkeler” sadece ülkelerarası sınırlarını değil, kendi şehirleri arasındaki sınırları bile kapatmak zorunda kaldılar. Dahası o ülkelerin “çağdaş vatandaşları” hayatında hiç Çin’e gitmemiş hatta Çinli bile olmayan Uzakdoğu kökenli insanlara aleni saldırdılar. Bu ayrışma, zamanla kaynağından çok uzak ve soyut farklılıklara kadar tıpkı pandeminin kendisi gibi hızla yayıldı. Mesela, homofobiye yatkın bir kişi eşcinsellerle ilgili daha katı düşüncelere sahip oldu. Göçmenleri zaten istemeyenler onlarla ilgili daha sert yaptırımlara onay veriyor. Çin ile süregelen bir rekabet içerisinde olan Amerika, Çin’e daha aleni bir şekilde saldırgan davranıyor. Avrupa Birliği içerisinde bile somut sınırlar çekilmekle kalmadı, tek toplum olma yolunda geçen 30 yılın ardından tekrar Fransız, Alman, İtalyan oldular ve kendi içlerine kapanıp birbirlerini desteklerinden mahrum bıraktılar.

Araştırmalara göre sosyal ve dini tutuculuk salgın hastalıktan korunma stratejilerini belirleyebiliyor (Terrizzi, Clay, & Shook, 2014). Pandeminin başlarında sosyal medya gruplarında dolaşan yazıları hatırlıyorum. Hristiyanların pis oldukları bu yüzden onların hasta oldukları ancak bizim dinimiz gereği temiz olduğumuz ve hastalığın bize bulaşmayacağı gibi söylemler vardı. Benzer olarak televizyonlarda ırkımızdan dolayı genetik yapımızın güçlü olduğu ve bu durumun bizi koronavirüse karşı koruyacağı iddia ediliyordu. Yine araştırmalara göre hastalık yüksek seviyelerde yayıldığında ırkçılığa, yabancı korkusuna, farklı kişilere güvensizlik duyulmasına ve toplumsal uyuma sebebiyet verebiliyor (Murray, Trudeau, & Schaller, 2011).

Bireysel olarak da benzer süreçlerden geçtiğimizi söyleyebilirim. Salgın süresince geleneksel düşünmeye ve konfor alanımızda kalmaya daha yatkınız. Toplum kurallarını delmeye yatkın bireyler dahi kuralları çiğneme konusunda daha çekimserler. Tabi bizim ülkemizde kurallara uyma içselleştirilmediği için sadece görev bilinciyle yapılınca (Marketten çıkan maskeli amcanın kullandığı maskesini yanındaki amcaya vermesi gibi) ortaya komik tablolar çıkabiliyor. Kurallara uymak bir yana ötekilerden de kurallara uymalarını bekliyoruz. Vaktiyle kurallara uymamış olan mahkumlar hapishanelerden salıverildiğinde normalde öfkeleneceğimizden daha çok öfkeleniyoruz çünkü kendimizi güvende hissetmiyoruz. Bu (aynı virüsün yayılması gibi) kötünün dışarı yayılması gibi geliyor.

Davranışsal bağışıklık sistemi daha hassas olanların iğrenme duygusunu daha çok hissettiklerini yazmıştık. Bu bağlamda düşünürsek salgın konusunda daha hassas olanlarımız yeni ilişkilere daha kapalı olabilir. Her ne kadar yalnızlığın getirdiği monotonluk nedeniyle partner bulma uygulamaları yoğun bir şekilde kullanılıyor olsa da bu dönemde yeni, derin bir ilişkiye başlamak oldukça zor. Çoğumuz yeni ilişkiler kurmak yerine eski ilişkilerimize geri dönmeyi tercih ediyoruz. Eski sevgiliniz tarafından arandıysanız ve/veya eski sevgilinizi aradıysanız yalnız değilsiniz. Fiziksel olarak mesafe koyulması gerekse bile aileler başta olmak üzere yakın ilişkiler daha sıkı bir şekilde korunuyor. Birçok kişi birbirini önceden aramadığı kadar sık aramaya başladı. Tabi evde domestik şiddete maruz kalanlar için durumlar çok farklı. O konulara burada girmeyeceğim.

Sonuç olarak gerek kolektif hafızamız gerek ise biyolojik yapımız hayatta kalmamız için bizi içimize kapanmaya ve ötekine karşı önyargıya itiyor. Ne yazık ki bizler kararlarımızı sadece bilinçli tarafımızla rasyonel bir şekilde veremiyoruz. Bizi içten içe kontrol eden çok farklı değişkenler (bilinçdışı, geçmiş deneyimler, o anki tehdit algısı gibi) var. Elbette, son derece hassas olduğumuz bu dönemde daha mantıklı kararlar verebilmek ve süreci ruhsal-bedensel sağlıkla atlatabilmek için bireysel, toplumsal ve yönetimsel bağlamda yapabileceğimiz birtakım şeyler var.

Kısaca değinmek gerekirse; bireysel manada öncelikle kendimizi korumalı, tanımalı ve sakinleştirmeliyiz. Gerekirse psikolojik destek almalıyız. Eğer maddi durumumuz yeterli değil ise şu anda birçok dernek gönüllü hizmet sunuyor, bunlardan faydalanabiliriz. Bir şeyler duyduğumuzda hemen inanmadan, herhangi bir yargıya varmadan muhakkak gerçeklik testi yapmalıyız. Gerçekle kalmalıyız. Eğer sakin kalırsak oksitosin hormonu salgılarız ve ötekine karşı empati duyarız. Toplumsal manada fiziksel mesafe koysak bile sosyal yakınlık kurmalıyız. Sosyal projelere dahil olabiliriz. Dezavantajlı kesime destek verebiliriz. Devlet ve yöneticilerin yapacağı şeyler ise güven verici, bütün toplumu kapsayan ifadeler kullanmak ve kararlar vermek; şeffaflık; toplumu, geçmiş travmalarını bugünle bağlayan hassas konularda kışkırtıp gerçekten uzaklaştırmamak.

Hassas bir coğrafyada yaşıyoruz, daveti-davetsiz bir sürü misafirimiz var topraklarımızda. Biz batılı değil, doğulu da olmayan bir toplumuz. Tam anlamıyla ne mantığın ne de duygunun insanlarıyız. Bu yüzden gelgitlerimiz çok oluyor. Eski kıtanın en eski topraklarında yaşayarak onlarca travmayı genlerimizde taşıyoruz. Ne olursa olsun yüzyıllardır bu coğrafyada hayatta kalmayı başardık. Yine hayatta kalacağız. Yapmamız gereken bugünü düşünüp yarının kararını verebilmek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s