Eleştirel İç Sesimle Nasıl Baş Ederim?

Yaklaşık bir sene önce rastgeldiğim, Amerikan klinik psikolog Dr. Robert Firestone’un ortaya koyduğu “Voice Therapy” yani benim deyişimle “Eleştirel İç Ses Terapisi” üzerine bolca okudum, araştırdım.  Bu yöntemi diğer terapötik yöntemler ile birlikte, danışanlarımla deneyimlediğimde hem danışanlarım adına hem de kendi adıma pozitif sonuçlar aldım. Henüz Türkçe psikoloji literatüründe işlenmemiş olan ve ülkemizde açılmış bir eğitimi bulunmayan bu yöntem üzerine, esasen kendi yorum ve deneyimlerime dayanan bir yazı kaleme alma ihtiyacı duydum.

Hepimiz açısından iyi haber şu ki; kendi kendimizi suçlamalarınız ve yetersizlik hislerimiz aslında bize ait olmayabilir. Bunlar çok büyük ihtimalle çocukluğumuzdaki önemli ötekilerin kendilerine ve ötekilere karşı olan olumsuz tutumlarının, hayata karşı inançlarının taklidi olan sesler. Bu sesler günlük hayatımızda fark etmediğimiz, fark etsek dahi kendimizin zannettiğimiz ve hayatımızın bazı alanlarını işlevsiz bırakan iç sesler. Bu sesleri tanımlamak -günlük hayat telaşında- pek kolay değil. Çünkü bu eleştirel sesler bizim kendi sesimizle karışmış durumdalar. Peki ne yapabilirsiniz?

Hayatınızda işlevsel olmayan anları, yönetemediğimiz süreçleri, zorlandığınız konuları düşünün. Problem olarak nitelendirdiğiniz durumları aklınıza getirin. Bu durumlardan herhangi birinin kritik bir anını odağınıza alın. Odaklandığınız o ana yoğunlaşın, tamamen anı farketmek adına detaylara bakın. O anı hatırladığınızda ne hissediyorsunuz, size ne oluyor; gözlem yapın. Burada önemli olan kendi deneyiminize merakla bakmak ve deneyiminizin küçük bir anının duygusal, bedensel ve düşünsel açıdan yeniden içine girebilmek. 

Bu keşfetme sürecinde eleştirel olarak içten içe kendi kendinize neler söylüyorsunuz? İlkel tarafınız -mantıksız da gelse- sizi nasıl yargılıyor veya yadırgıyor? “Yetersizsin.”, “Beceriksizsin.”, “Bu konuda hemen bir şeyler yapman gerekiyor.”, “Şımarıklık yapma.”, “Yapman gereken onca şey varken boşa vakit geçiriyorsun.” gibi… Sezgisel olarak doğru cümleyi bulduğunuzda duygusal bir deneyim yaşayacaksınız. Biraz bu duygu ile kalın, korkmayın. 

Bu cümleyi siz kendi kendinize kurmasaydınız, kim kuracaktı? Geçmişte size -örtük bile olsa- bunu söyleyen kimdi? Bu sorunun cevabı sizin için muallaksa, bu tema size neleri hatırlatıyor? Bir düşünün. Belki bu cümleyi size kimse kurmadı ama geçmişte birisi sizi böyle hissettirecek şekilde davrandı. Belki kendi kendini bu şekilde eleştiren, belki de ötekileri bu şekilde yargılayan bir ebeveyniniz vardı. 

Eleştirel sesin gerçek sahibini bulduktan sonra; başta düşündüğünüz hala hayatınızı etkileyen -ki etkilemiyor olsaydı bu anıyı seçmezdiniz- olumsuz ana geri gidin. Kendi kendinizi eleştirdiğiniz o cümleyi -sesin gerçek sahibi (kuvvetle muhtemel en yakınlarınızdan biri) size söylüyormuş gibi- tekrar dillendirin. Eğer bu duygusal olarak ağır geldiyse veya sesin gerçek sahibini bulamadıysanız cümleyi yoldan geçen biri söylüyormuş gibi de hayal edebilirsiniz.

Eğer siz kendinizle ilgili böyle düşünmeseydiniz, yani bu sesin vardığı yargıya katılmasaydınız size bunu söyleyen birine cevabınız ne olurdu? Önce kendi kendinizi aklayacak uzun açıklamalar yaptığınız bir cevaplar silsilesi içinde kalabilirsiniz. Hiç gerek yok. Tekrar düşünün, ilk doğal tepkiniz ne olurdu? “Seni ilgilendirmez.”, “Ben böyle olduğunu düşünmüyorum.”, “Herkes kendi işine baksın.” gibi… Bunu diyebildiğiniz anda hatalı eşleşmeyi çözmeye doğru büyük bir adım atmış oldunuz.

Eleştirel iç seslere derin duygusal cevaplar vermek zordur. Hemen savunmaya geçiyor olabilirsiniz. Çünkü böyle anlarda içinizdeki, korunmaya muhtaç yaralı çocuk parçasıyla bağlantı kurarsınız. O parça da anne-babasını kötü görmek istemez. Onun yerine kendisi kötü ve nankör olmayı tercih eder. Aslında savunmaya geçen sizin bütününüz değil, o çocuk parçanızdır. Bu noktada içinizdeki eleştirel sese tepki vermenin gerçek anne-babanıza tepki vermek olmadığını aklınızda tutmanız çok önemli. Eğer yine de eleştirel iç sesinizin gerçek sahiplerine cevap verirken kendinizi kötü veya pasif hissediyorsanız veya hiçbir şey hissetmiyorsanız; kendi çocuğunuza veya herhangi bir çocuğa, bir yetişkinin sizin eleştirel iç sesinizle seslendiğini düşünmeyi de deneyebilirsiniz. Nasıl bir tepki vermek geçiyor içinizden?

Şimdi bu tepkiyle kalın. Ne hissediyorsunuz? Öfke, üzüntü, uzaklaşma isteği ve hatta nefret bile olabilir. Bu noktadan sonra çocuk parçanız yas tutmaya başlayacak. Dolayısıyla kötü hissetmek çok normal.

Tüm bu adımları attıktan sonra hadi şimdi tekrar baştaki spesifik olumsuz anıya gidin. Şimdi nasılsınız? Neler değişti? Bu noktada beklenen en azından eleştirel iç sesinizin tonunun yumuşaması ve/veya sesin kısılması. Bazen tamamen kaybolduğuna da şahidim.

Eleştirel iç seslerimizle çalışmak ve onları kendi gerçek benliğimizden ayrıştırmak kendi hayatımızın iplerini elimize almamız açısından çok değerli. Konunun detayını öğrenmek isteyenler için devam edelim…

Kendiliğimiz doğal bir süreç olarak ötekilerle ilişki içerisinde gelişir. Küçükken bağlanmaya ihtiyaç duyarız. Bu yakın ilişki, karşılıksız sevgi ve ilgi ile olur. Süreç içerisinde -güvenli bağlanma ile birlikte- kendimizi güvende hissederek ruhsal olarak ayrışır-bireyleşiriz. Yani ebeveynlerimizi ve önemli ötekileri sever ancak hayatta zihnen ve bedenen kendi seçtiğimiz yolda yürürüz. Ayrışma-bireyleşmemiz gerçekleşmemiş ise hayatımız boyunca bazı eksikleri tamamlamaya çalışıyoruz demektir.

Ruhsal olarak ayrışamamış ve bireyleşememiş insan kendi hayatını yaşayamaz. Sonu -ölmüş olsalar dahi- ebeveyn figürüne ulaşan görünmez bir ipe bağlıdır. Fiziksel ayrışma ve ruhsal ayrışma aynı şey değildir. Dünyanın öbür ucuna bile gitseniz eğer ruhsal olarak kendi kimliğinizi ebeveynlerinizden ayrıştıramamışsanız geçmişin sıkıntılı örüntüleri sizi takip eder ve hayatınızı şekillendirir. Kimlerle nasıl ilişkiler kurduğunuz; neye, nasıl karar verdiğiniz; neye, ne için kırıldığınız gibi birçok şey sizin kontrolünüzde veya bazen kadermiş gibi görünse bile içselleştirilmiş ebeveyn figürlerinizin bunlar üzerindeki etkisi büyüktür. 

Ebeveynlerin çocuklarına öfke ve düşmanlık hisleri olabilir ve bunu katı bir şekilde inkâr ederler. Bunun yerine safça kendilerinin sevecen anne-babalar olduklarına inanırlar. Oysa çocuklar ebeveynlerinin duyguları hususunda çok hassastır ve ebeveyn-çocuk arasında kuvvetli bir sağ beyin iletişimi vardır. Çocuk ebeveynin travmasını, yasını, değersizlik hislerini kolayca anlar. Çocuğun hayatta kalabilme mekanizması gereği ebeveynleri zayıf görmemesi gerekir ve ebeveynlerde algılanan bir zayıflık çocuğun güvende olma hissine zarar verir. Böyle bir ortamda hayatta kalmak için çocuk adapte olur ve kendince başa çıkma mekanizmaları geliştirir. Örneğin, ebeveyninin kötü bir ebeveyn olmasındansa kendisinin yetersiz ve suçlu olmasını tercih eder. Ebeveynimin sevme yetisi yok diye düşünmekten ziyade ben sevilmeye layık değilim; ebeveynim öfkesini kontrol edemiyor demek yerine ben suçluyum ki bana bağırıyor diye düşünür. 

Ebeveyn öfkeli, eleştirel, ihmalkâr olduğunda; çocuk kendi mağduriyetini fark etmekten ziyade ebeveynin bu halleriyle özdeşleşir. İçe alınmış ebeveyn figürü hayatta kalma mekanizması haline gelir. Ebeveyn figürü ile füzyonun sürdürülmesi adına ebeveynlerin hoş olmayan davranışları da içselleştirilir. Ebeveynlerin çocuğa yansıttığı olumsuz şeyler (suçlamalar, şüpheler, nefret söylemleri gibi) içselleştirilip çocuğun kendiliğine dahil edilir. Kişi bir nevi kendi kendine ebeveynlik yapma sürecine girer. Bunu da aynı çocukluğundaki ebeveynin onu suçladığı gibi kendi kendini suçlayarak yapar. Bazen de ebeveynlerin iyi imajını korumak adına olumsuz özellikleri öteki insanlara atfedilir. Kötü olan ebeveynleri değil ötekilerdir! Bütün bu süreçler içselleştirip çocuğun gelişen benliğinin parçası ve eleştirel iç sesleri haline gelir. 

Ebeveynlerimizden alınmış ve kendi benliğimize yapışmış olan bu olumsuz özellikleri fark etmek için eleştirel iç sesleri gerçek kendiliğimizden ayırmamız gerekiyor. Küçük yaşlarda hayatta kalmak adına edindiğimiz başa çıkma mekanizmalarını ömür boyu kullanmak zorunda değiliz. Bunun yerine yeni ve daha sağlıklı başa çıkma mekanizmaları edinebiliriz. Bu ruhsal ayrışma ve bireyleşme ile mümkün. 

Ruhsal olarak ayrışmak ve eleştirel iç seslerimden kurtulmak istiyorum diyorsanız; günlük hayatınızda düşüncelerinizde ve davranışlarınızda kendinize “Bu kimin sesi?” diye sorarak başlayın. 

Şimdiden Kolay Gelsin!

Not: Tüm bu yazı sürecinde hayal etmekte zorlandıysanız; bugünlerin popüler dizisi Masumlar Apartmanı’nda Ezgi Mola’nın canlandırdığı Safiye karakterinin işler her zora girdiğinde ölmüş annesiyle yaşadığı hayali diyaloglar eleştirel iç sesin güzel bir illüstrasyonu.

5 replies »

  1. Çok beğendim. Yüreğinize, kaleminizeve emeğinize sağlık.
    Voice theraphy’yi ilk kez sizden duydum. Okurken bile rahatladım. Özellikle., ‘çocukken edindiğimiz işlevsiz bazı mekanizmaları hayat boyu kullanmak zorunda değiliz’ cümlesi ve içimizdeki olumsuz ses karşısında bu ses kimin sesi diye sorma fikri hep aklımda kalacak. Teşekkür ederim.

    Beğen

  2. Kalemize sağlık Rüveyda hanım. Bu konudan oldukça muzdarip biri olarak bu satırları okumak iyi geldi. İleride Voice Terapi eğitimi almayı çok isterim. Teşekkür ederim bu güzel satırlar için 😊

    Beğen

  3. Son zamanlarda suclar olan sesle yuzlesiyordum bu ses nerden neden geliyor diye. Elimden geldigince kendime özverilir davranmaya calisiyorum. Bazen gecmisi dusunurken yasananlari dusununce kendimden özur dilerken buluyorum kendimi. Ama bu sesten kurtulmam lazim. Dediginiz gibi ogrendigimiz islevsel mekanizmayi hayat boyu kullanmamamiz gerek.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s