Zeytin Ağacı Dizisi- Psikolojik Analiz

Yeni nesil sosyo-psikolojik dizilere bir yenisi daha eklendi: Zeytin Ağacı. Dizi, henüz kuramsallaştırılmamış ve nesiller arası travma çalışmalarında destekleyici bir metot olarak kullanılan “aile dizimi”ni konu edinmiş. Hatta, aile diziminin tanıtımına yönelik bir yapım izlenimi verdi bana ki amacına ulaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Aile dizimini, bilimsel bir dayanağı ve denetimi olmadığı için sert bir şekilde reddedenler de hayatının temel alanlarındaki tüm sebep sonuç ilişkilerini aile dizimi dinamiklerine bağlayanlar ve ondan medet umanlar da var. 

Kendi deneyimim dahilinde şunu söyleyebilirim; insan, gelişimine bütünsel olarak bakmalı, itici güç olarak kendi çabasını kullanmalı, yeni şeyler deneyimlemekten de kaçmamalı. Hiçbir şeyin radikali olmamalı, hiç kimseyi tanrısallaştırmamalı ve diğer insanları/yaklaşımları/kuramları yargısız infaz etmemeli.

Nasıl ki, aile dizimini bir tür temel şifa aracı olarak görmek tehlikeli bir yaklaşım ise, onu tamamen reddetmek de bir o kadar yanlış bence. Öyle ya da böyle, genellikle dizim esnasında ve sonrasında, insanın hayatında daha önce dokunulmamış bir veri işleniyor. Tüm bu süreç içinde bence en tehlikeli olan, aile dizimi uygulayıcısının ortaya çıkan hikayedeki boşlukları kendi düşünce ve deneyimlerine dayanarak doldurma ihtimalidir. Bu, dizimi açılan kişi için, sadece bir yanlış bilgilendirme olmaz, aynı zamanda o kişinin geleceği için dayanaksız bir yönlendirmedir. Çünkü zihnimiz belirsizliği sevmez ve anıları değiştirmeye meyillidir. Yani, herhangi bir boşluk için verilecek bir bilginin doğruluğundan ziyade işlevselliği ile ilgilenir. 

Dizide Zaman Bey karakteri, bir aile dizimi uygulayıcısından çok, spritüal bir yol gösterici hatta bir tarikat şeyhi hissi veriyor. Çünkü Zaman Bey’in insani tarafına dokunan anlatılar biraz eksik kalmış. Her ne kadar tıp mezunu olması, diğer insanlarla oturup rakı içmesi, dertleşmesi, kendi kişisel hikayesinin ve sorunlarının olması senaryoya dahil edilse de insanüstü bir duygusal esnekliğe ve stabiliteye sahip olması, hep hipnotik bir ses tonu ile iletişim kurması ve kontrolü hiç kaybetmemesi ona tanrısal bir yön katmış. Nitekim, onun dizimine katılanlar ona derin bir bağlılık gösterip onu idealize ediyorlar. Hatta ona yakın olmak için hayatlarını adaya taşıyorlar. 

Günümüzde -siyasi, dini veya spritüal- birilerini idealize etmek çok yaygın. Belki toplumsal olarak buna meyilliyiz. Maalesef, idealize edilen her şey/herkes bir gün hayal kırıklığı olarak geri döner. Ancak bu da bize hayat ile ilgili bir şeyler öğretir. Kendi kapasitemiz geliştikçe bu idealizasyon-devalüasyon döngüsünden kurtulmamız beklenir. 

Dizide vurgulanan “saklı kalmış acıların açığa çıkması” kısmını sevdim. Örneğin, Ada’nın gebeliğini sonlandırması ve bunu Toprak’tan saklaması konusu. Yıllar sonra Ada ve Toprak, bu konuyu işleyip, kayıp bebek için zeytin ağacı ekiyorlar. Saklı kalmış, işlenmemiş, yası tutulmamış şeylerin nerelere varacağını güzel anlatmış dizi. 

Hayatımızda işlenmemiş ancak duygu yükü olan her şeyin -açık ya da örtük- bir etkisi vardır. Bazen bu acıları biliriz ama dokunmayız. Bazen de bilincimizden öyle bir dışlarız ki varlıklarından haberimiz bile olmaz. Bu acılara dokunup işlemeye sinir sistemimiz henüz hazır değildir. Bu yüzden, saklı kalmış acılara dokunmak için, önce kendi sinir sistemimizi hazırlamamız gerekir. Sinir sistemimizin kapasitesi arttıkça saklı acılar da birer birer açığa çıkmaya başlar. Onları işlemek ise, aynı açık bir yaranın kapanması gibi, doğal bir şekilde ve zamanla olur. Bu bağlamda, zamana yayılmış bir terapi süreci fayda sağlayacaktır. 

Dizide, dizimi açılan kişilerin hikayelerinde “göç travmaları” bariz bir şekilde ön planda yer alıyor. Ailelerde “odadaki fil” misali saklı kalmış bazı acı yaşantılar oluyor. Bunlar saklı kaldığı, konuşulmadığı için yası tutulamıyor. Zaten o yüzden nesiller arası aktarılıyor. Bizim coğrafyamızda göç ve göç esnasında yaşananlara henüz hiç el değmemiş diyebiliriz. Bu konuda ulusal ve yerel bazda sosyolojik çalışmaların yapılmasının kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu ve sadece bireylerin hayatına değil toplumsal barışımıza da hizmet edeceğini düşünüyorum.

Dizinin başrolü Doktor Ada, Zaman Bey’in aksine, spritüallikten oldukça uzak, duygularına ve bedensel duyumsamalarına kendini kapatmış, yüzeysel bir şekilde zihninde yaşayan bir kadın. Günümüzdeki birçok insanı temsil ediyor aslında. Sadece zihinde kalarak, canlı hissetmek ve ait hissettiğimiz bir hayatı yaşamak imkânsız.

Ada’nın anne tarafında tecavüz, geride bırakılma, aile içi cinayet vb. ağır travmalar var. Birkaç nesil anne-kız ilişkisi kopuk. Ada’nın da bu yüzden kendisini olabildiğince duygularından arındırmış olması makul bir sonuç. Ada’nın babası kendisine paralel bir hayat kurmuş, iki farklı ülkede iki ailesi olan bir adam. Buna benzer olarak Ada’nın hem eski sevgilisi Toprak’ın hem de eşinin Ada’yı aldatarak evlilik dışı çocuk sahibi olmaları Ada’nın nesiller arası travma döngüsünün bir izdüşümü. Olay örgüsü abartılı gibi görülse de döngünün anlatılabilmesi ve anlatımın etkili kılınması adına kabul edilebilir buluyorum. Diğer taraftan bu derecede tekrarlar içeren gerçek öykülere de şahit oldum. 

Dizinin sonlarında öğreniyoruz ki, Sevgi’nin annesi Mukaddes Hanım evlilik dışı hamile kalmış, çocuğunun (Sevgi’nin) babasının arkadaşı çocuğu sahiplenmiş. Bu bilgiyi de kızından saklamış. Mukaddes Hanım fedakâr ve ilgili görünen ancak aslında kontrolü ve işgalci bir anne. Kendisini içten içe suçlu hissettiği için kızı Sevgi’nin hayatına aşırı dahil olmuş ve kızının hayatındaki bütün alanı kaplamış. Öyle ki, Sevgi’nin hayatında kimseye yer yok. Sürekli “Etrafımda düzgün erkek yok, ben ne yapayım?!” diyerek dolaşsa da aslında yeni bir ilişkiye alan açmaya pek hazır değil. Çünkü annesi sözde bunu istese de özde istemiyor. Belki de bilinçdışında, Mukaddes Hanım, kendisi cinsel ilişkiye girdiği için başına gelenlerin kızının da başına gelmesini istemiyor. 

Mukaddes Hanım oldukça kırılgan bir yapıda olduğu için, yıllarca onun dertlerini Sevgi yüklenmiş. Sonunda Sevgi kanser olmuş. Aile dizimi deneyimlerinden sonra dizi boyunca Sevgi’nin annesinden ayrışma ve bireyselleşme çabalarını ve Mukaddes Hanım’ın bu çabaların karşısındaki tepkilerini izliyoruz. Bence Mukaddes Hanım ve kızı Sevgi’nin ilişkisi toplumumuzda çok rastlanan bir anne-kız ilişki türü. Eminim bu satırları okuyan birçok kişiye tanıdık gelecektir. 

Dizinin şen şakrak karakteri Leyla’nın Girit’te yaşayan büyükannesi Eleni, Türkiye’ye çocuklarının yanına tekne ile gitmeye çalışırken, bir Türk tarafından denizde öldürülüyor. Denize giremeyen, bu konuda fobisi olan Leyla, dizimden sonra sahilde otururken oğlunun boğulduğunu zannedip denize atlıyor ve birden yüzmeye başlıyor. Oğlunu kurtarmak üzere denize atılan Leyla ile beraber, yıllar önce denizde boğulurken kimsenin yardım eli uzatmadığı büyükannesi Eleni de kurtarılmış gibi oluyor. Yani travma yeniden sahnelenip onarıcı bir deneyim yaşanıyor. Burada anlatımı etkili kılmak adına, abartılı bir imgeleme kullanılmış. 

Leyla, çok sevimli, sevecen, çekici bir kadın. Sanki hayatta kalmak için savunma mekanizması bu özelliklermiş de Leyla öyle evrimleşmiş gibi. İnsanlara kendisini sevdirip istediğini almasını biliyor. Kötü hislere pek dokunmuyor, hep iyi hislerde kalmaya çalışıyor. Bir Başkadır dizisindeki araba sahnesinde, gergin ortamda çiftetelli oynayan karakter Leyla işte… Birçok konuda kendi kendisini kandırıyor. Evli ve bir çocuk annesi Leyla, her seferinde kocasını ne kadar çok sevdiğini vurguluyor. Çok sevdiği kocası onu aldatsa da ona yalan söylese de onu değersizleştirse de Leyla yine kendisinden tavizler veriyor. Aslında yüzeysel olarak bunun yanlış olduğunun farkında ama sevgi ve aşk iddiaları ile yanlışın üzerini örtüp durumu mantıksallaştırıyor. Duygularına göre hareket ettiğini söylüyor. Ancak bu bir kandırmaca. Hayatında kendi varlığı o kadar az ki… Mesela var olduğunu hissetmek için kocasının ilgisine ihtiyaç duyuyor.

Sonuç olarak, Zeytin Ağacı dizisi, nesiller arası travmaların aktarılması konusunda örnekler sunarak, bize aile dizimi uygulamalarını tanıtıyor. Dizideki olay örgüsü abartılı da olsa dizinin izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum. 

1 reply »

  1. Merhaba, yazılarınızı dikkatle okuyorum. Çok güzel tespitler var. Küçük bir düzeltme yapmak istiyorum. Sevgi’nin annesinin adı Mukaddes değil de Mukadder olacak. Kolaylıklar.

    Beğen

Ali için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s